Suriye'den Antep'e ailesi ile göç etmiş, Ayşe

Aisha

Bu fotoğrafı Antep’in, şu anda her yerinde harıl harıl restorasyon işleri devam eden Bey Mahallesi’nin sırtlarında çektim. Kaldığım otel’den çıkarken aklımda Antep’in Bakırcılar Çarşısı’nına gitmek vardı. Ancak otelden dışarı çıktığımda hemen hemen her zaman olduğu gibi bir anda ilk gördüğüm dar sokaktan içeri girdim.

Bir kaç adım attıktan hemen sonra, bu sokağın; herkes tarafından “mutlaka görmelisin” şeklinde sözü edilen ‘Bey Mahallesi’nin içlerine giden bir geçit olduğunu farkettim. (Bey Mahallesi’n ait fotoğrafları da en kısa zamanda sizlerle paylaşacağım)
Bey Mahallesi’nin bir kaç sokağına hızlıca göz attıktan sonra yeniden buraya dönerim düşüncesiyle, her tarafı taş evlerle çevrili bu mahalleyi geride bırakarak uzaklarda gözüme ilişien eski camiiye doğru yöneldim. Camiinin restorasyon halinde olduğu uzaktan da olsa farkediliyorduç Biraz daha yaklaşıp camiye şöyle dışarıdan bir göz gezdirip Bakırcılar Çarşı’sına doğru yönelirim diye düşünüyordum ki caminin karşısındaki sokaktan iki çocuk fırlayıverdiler ve beni görünce “foto, foto” diyerek koşarak yanıma geldiler. İçlerinden bir tanesi, bozuk bir Türkçeyle “abi fotoğraf çek” manasında bir şeyler söyledi ve bende bir kaç kere fotoğrafını çekip sonra da kameradan kendisine gösterdim. Fotoğrafını çektiğim bu çocuk tam arkamı dönüp gidecekken “harçlık, harçlık” diye seslendiği sırada, yanındaki çocuk, arkadaşının kolundan çekip “ayıp, ayıp gel” şekliden sağlam bir azar çekti arkadaşına. Bu azar arkadaşını değil ama beni şaşırtmıştı açıkçası. Döndüm ve adını sordum. Harçlık isteyen arkadaşı ondan önce atıldı “Ayşe, Ayşe” dedi. “Türkçe bilmiyor o.” Siz nereden geldiniz dediğimde de “Aksanlı bir şekilde “Halep” dedi. Sonra Ayşe’ye döndüm ve bir kaç kare fotoğrafını çektim. Ondan sonra da cebimdeki bir kaç lira bozukluğu çocuklara verdim. Sürekli teşekkür etmeye başlamışlardı. Gülümseyerek arkamı döndüm, bir kaç adım attıktan sonra Ayşe’nin “ayıp, ayıp” deyişini yeniden yankılandı kulaklarımda. Sadece bir kaç lira bozukluk verdiğim için kendimi ayıpladım ve geri dönüp bir miktar kağıt para daha verdim. Tekrar teşekkürler başladı. İltifatlar başladı. “Paylaşın ama…” der demez aceleyle koşarak uzaklaşırken arada bir arkalarını dönerek “teşekkür ediyorlardı.” Daha sonra farkettim ki aldıkları harçlıkla hemen ilerideki tost satan yaşlı amcanın dükkanının önüne gitmişler. Bir defa daha, kulaklarımda Ayşe’nin “ayıp, ayıp. gel” sözleri yankılandı ve dosdoğru tostçuya yöneldim. Yaşlı tostçu amca’dan, çocukların aileleri ile birlikte Halep’ten kaçarak Antep’e gelmiş olduklarını ve buradaki Arap akrabalarının evinde kaldıklarını öğrenmem biraz olsun beni avutmuştu. Hayatımdaki belki de “en samimi, en anlamlı, en güzel itifatlar” eşliğinde güzel bir kahvaltı yaptık. Ve geriye, dünyalar güzeli Ayşe’nin bu fotoğrafı bana hatıra kaldı.

0 replies

Leave a Reply

Want to join the discussion?
Feel free to contribute!

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *